Son birkaç yıldır nereye baksam aynı mesajı görüyorum.
Daha hızlı ol.
Daha verimli ol.
Daha çok üret.
Yapay zekâyı konuşurken de çoğu zaman aynı gerekçeleri duyuyoruz. Daha hızlı çalışacağız. Daha çok üreteceğiz. Daha verimli olacağız.
İyi de neden?
Ben endüstri mühendisliği okudum. Verimliliğin kitabını yazmasam da okulunu okudum diyebilirim.
Üniversite hayatım boyunca aldığım bölüm derslerinden öğrendiğim en temel kavram “optimizasyon” oldu. Mühendislik bakış açısından bakılınca bu kaynaklar ve çıktılar arasında kuracağın bir değer dengesini ifade eder. Pek çoğumuzun bildiği bir imkansız 3’lü vardır misal.
Zaman,
Maliyet,
Kalite / Kapsam.
Bir ürünü çok hızlı ve ucuza yapmak istersen kaliteli bir çıktı bekleyemezsin.
Ya da çok kısa sürede ve kaliteli bir çıktı üretmek istersen ucuza getiremezsin.
Bu nedenle kaynaklarımızı ve kısıtlarımızı göz önünde bulundurarak optimum noktayı bulmayı çalışırız. Sırf bunun için Yöneylem Araştırması diye bir alan vardır.
Yöneylem Araştırması (Operations Research): Belirli kısıtlar altında, belirli bir amaca yönelik en uygun çözümü bulmaya çalışan disiplin.
Mühendislik bana belki de en çok şu düşünceyi öğretti:
Hiçbir zaman tek bir değişkenin “en X” olması ideal sonucu doğurmaz.
Çünkü gerçek hayatta her şey bir denge meselesidir.
En hızlısını yapabilirsiniz. Ama kalite düşer.
En kaliteli ürünü çıkarabilirsiniz. Ama maliyet öyle artar ki alıcı bulamazsınız.
En büyük kapsamı hazırlayabilirsiniz. Ama proje öyle büyür ki yönetilemez hale gelir.
Bir dilek cinine “en” diyerek sipariş vermek gibidir bu. Dileğiniz gerçekleşir ama yanında istemediğiniz başka bir sürü problem de gelir.
Bu yüzden mühendislikte amaç hiçbir zaman tek bir metriği maksimum yapmak değildir.
Her zaman bir denge bulmak gerekir.
İşin güzel tarafı, bu fikrin sadece mühendisliğe ait olmaması. Yıllardır beni en çok etkileyen felsefi öğretilerden biri de Delfi’deki Apollo Tapınağı’nın girişinde yazan şu üç ahlaki ilke olmuştur:
Kendini tanı.
Hiçbir şeyde aşırıya kaçma.
Kesinlik yıkımdır.
İlk bakışta endüstri mühendisliğiyle Antik Yunan felsefesinin pek ortak noktası yokmuş gibi görünüyor. Ama bence ikisi de aynı şeyi söylüyor:
Ölçülülük.
Aradan geçen 2500 yıla rağmen, teknoloji ne kadar değişirse değişsin, iyi karar vermenin temel ilkeleri pek değişmiyor.
İçinde bulunduğumuz çağda sürekli bir “daha” baskısı var.
Daha hızlı olmamız gerekiyor.
Daha çok üretmemiz gerekiyor.
Daha verimli olmamız gerekiyor.
Bunu bireysel gelişimde görüyoruz. Şirketlerde görüyoruz. Ve son dönemde en çok da yapay zekâyı konuşurken görüyoruz. Sanki hız kendi başına bir amaç olmuş gibi. Halbuki optimizasyon dediğimiz şey hiçbir zaman “her şeyi hızlandırmak” değildi. Bazı şeyleri hızlandırırsın, bazı şeyleri olduğu gibi bırakırsın, bazı şeyleri ise tamamen ortadan kaldırırsın. Asıl mesele, hangisinin hangisi olduğunu ayırt edebilmektir.
Ben hâlâ verimliliğe inanan bir insanım. :)
Hem bireysel iş akışlarımızda hem de ekip çalışmaları içinde süreçlerimizi hızlandırabilecek çözümlerin her zaman başımızın üstünde yeri var.
Ama ben olsam bunu şöyle özetlerdim:
“Let us accelerate what should be accelerated,
allow time for what requires reflection,
and constrain what ought to be restrained.”
(Hayatın beni Dolores Umbridge'den alıntı yapacak noktaya getireceğini söyleseler inanmazdım.)
İşimiz ne olursa olsun, katma değeri düşük akışları hızlandırmak, mümkünse tamamen elemek boynumuzun borcu.
Ancak işimizin gerçekten değer yaratan, katma değeri yüksek aşamalarını hız uğruna kurban vermemek gerektiğine inanıyorum.
Üstelik bunun cevabı herkes için aynı olmayabilir. Aynı süreç, farklı şirketlerde farklı değer üretebilir. Aynı araç, farklı ekiplerde farklı sonuçlar doğurabilir. Hatta aynı işi yapan iki kişi bile, yapay zekâyı tamamen farklı şekillerde kullanarak en iyi sonuca ulaşabilir.
Zaten artık şu noktada soru yapay zekayı kullanalım mı kullanmayalım mı değil.
Neyi neden hızlandırdığımız.
Daha da önemlisi neyi bilinçli olarak hızlandırmamayı seçtiğimiz.
Hangi işleri hızlandırmalıyız?
Hangilerini olduğu gibi korumalıyız?
Ve bu kararı neye göre vermeliyiz?
Kurcalamaya devam…





