İnsan Kendi Sınırlarını Ne Zaman Fark Ediyor?
Bir önceki bölümde, uzun yıllar boyunca mevcut sistemin temposuna uyum sağlamaya çalışmaktan bahsetmiştim.
Gerçekten de elimden geleni yaptım. Hatta dönüp baktığımda, belki de sorun biraz buydu.
İnsan bazen, tüm çabalarına rağmen bir şeyleri düzeltemediğinde, sorunun kendisinde olduğunu düşünmeye başlıyor. Sanırım bu da “sorumluluk sahibi çocukların” ortak özelliklerinden biri. Bir problem görürler, çözmeye çalışırlar. Çözemiyorlarsa da, yeterince iyi olmadıklarını düşünüp kendilerini suçlarlar.
Sonuçta herkesin şikayet etse de bir şekilde uyum sağladığı bir düzende, sen uyum sağlamakta zorlanıyorsan, sorun sende olmalıdır.
Öyle düşünüyordum.
Ama neden öyle olsun ki?
Çalışmayı seviyordum. Yeni şeyler öğrenmeyi, sorumluluk almayı, insanlara yardım etmeyi, problem çözmeyi seviyordum. Kendimi zeki, çalışkan ve sorumluluk sahibi biri olarak görüyordum. Başaramamam için ortada mantıklı bir sebep yoktu.
Ama sorun çalışmakla ilgili değildi.
Sorun, çalışmanın zamanla hayatın geri kalan her şeyini, en kötüsü de benliğimi yavaş yavaş kaplamaya başlamasıydı.
Özel hayatımda aslında hayır demekte zorlanan biri değilimdir. Hatta bazen gereğinden fazla hayır dediğim için benimle dalga geçilir. Ama konu iş olduğunda, sınır çizmekte her zaman zorlandım.
Bunu uzun süre yardımseverlik, çalışkanlık ya da profesyonellik olarak yorumladım.
“Aman, elime mi yapışır?”
“Tabii ki yardımcı olurum.”
“Zaten bu da işimin bir parçası.”
Ama sanırım bunların altında başka korkular da vardı.
Ya tembel olduğumu düşünürlerse?
Ya işimi iyi yapmadığımı söylerlerse?
Ya beni takdir etmezlerse?
Bunu fark etmem de, kabul etmem de epey zaman aldı.
Çünkü mesele sadece fazla çalışmak değildi.
Mesele, iyilik olsun diye üzerine aldığın işlerin zamanla sorumluluğa dönüşmesi, kimse mağdur olmasın diye üstlendiğin yüklerin yeni standart haline gelmesiydi.
Ve bir noktadan sonra, insan kendini savunmak yerine, hâlâ ne kadar çalışkan, ne kadar fedakâr ve ne kadar “iyi bir çalışan” olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.
Ben de öyle yaptım.
Çünkü profesyonellik bu değil miydi?
Şimdiye kadar ne kadar çok çalıştıysam, o kadar takdir görmüştüm. Yine çok çalışırsam, yine fark edilir, yine ödüllendirilirim diye düşünüyordum.
Ama öyle olmadı.
Toplantı üstüne toplantı.
Projeden projeye koşuşturma.
Yüzlerce mail.
Slack mesajları.
WhatsApp grupları.
Bayramda arayan yönetici.
Tatilde arayan iş arkadaşı.
Bir iş varsa ilgilenilir.
Bir ihtiyaç varsa cevap verilir.
Bir ekip sizden destek bekliyorsa destek olunur.
İnsan bazen kendi sınırlarını aşmayı, profesyonellik zannedebiliyor.
Bu öyle bir noktaya geldi ki, telefonuma gelen bildirim sesinden rahatsız olmaya başladığımı fark ettim.
Sonra bu rahatsızlık huzursuzluğa dönüştü.
Daha sonra da korkuya.
Telefona her bildirim geldiğinde içim sıkışıyordu. İşi düşündüğümde nefesimin daraldığını hissediyordum.
En kötüsü ise, artık dinlenmenin de işe yaramıyor olmasıydı.
Uzun bir tatile çıksam da geçmiyordu.
Ailemi ziyaret etsem de geçmiyordu.
Kendimi alışverişe, hobilere, başka şeylere versem de geçmiyordu.
Normalde bana iyi gelen hiçbir şey artık işe yaramıyordu.
Bir noktada fark ettim ki, artık sadece yorulmamıştım.
Tükenmeye başlamıştım.
Bazı günler işe giderken, keşke küçük bir trafik kazası geçirsem de birkaç hafta çalışamasam diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonra gerçekçi ve karamsar yanım hemen devreye giriyordu: “Kesin yine çalıştırmanın bir yolunu bulurlar.”
Bunu insanlara anlattığımda çok karanlık geliyor. Ama o dönemde, bu düşüncenin kendisi bile bana garip bir şekilde umut veriyordu.
Sanırım asıl farkındalık da burada geldi.
Kalp sıkışmaları.
Telefon bildirimlerinden korkmak.
Sürekli anksiyete halinde yaşamak.
Bir trafik kazasında bile dinlenme ihtimali aramak…
Bunlar normal değildi.
Daha da önemlisi, karakterim değişmeye başlamıştı.
Eskiden neşeli, yaratıcı ve etrafına enerji veren biri olduğum söylenirdi. Ama şimdi huzursuz, alıngan ve sinirli biri olup çıkmıştım.
Ve bu beni korkuttu.
Çünkü artık sadece yorgun değildim.
Olmak istemediğim birine dönüşmeye başlamıştım.
Bu böyle gidemezdi.
Risk alma zamanı gelmişti.
Başarısız bile olsam, işe giderken trafik kazası geçirmeyi hayal etmekten daha kötü olamazdı diye düşündüğümü hatırlıyorum. Sonradan fark ettim ki, insan bazen değişimi istediği için değil, eski haliyle devam edemediği için değişiyor.
Freelance çalışmanın bana özgürlük getireceğini düşünüyordum. Oysa asıl zorluk bundan sonra başlayacaktı. Çünkü hayatım boyunca başkalarının koyduğu kurallara göre çalışmış biri olarak, bu kez kendi kurallarımı koymak zorunda kalacaktım.
Ve bunun, şimdiye kadar öğrendiğim her şeyden daha zor olacağını henüz bilmiyordum.


