Eskiden iyi bir deneyim tasarlamanın freelance iş bulabilmek için yeterli olacağını zannediyordum. Ama o iş öyle olmuyormuş.
Freelancer olarak çalışma hayallerim ilk bankada başlamıştı. Tabi o zamanlar olaya bir beyaz yakalının kafe açması ya da Ege taraflarında hostel işletmesi kadar uzaktım.
Tribal İstanbul’da çalışmaya başladıktan sonra farklı projelerde freelancer tasarımcılarla, developerlarla çalışmaya başladım. Nasıl iş buluyorsunuz diye sorduğumda, networkün çok önemli olduğunu, network olmadan proje bulmanın çok zor olduğunu söylüyorlardı. Sürekli piyasada aktif olmaları, onlara iş paslayabilecek insanlarla yiyip içip, muhabbet edip arayı sıcak tutmaları gerekiyordu.
Benimse iş dünyasında, bankadaki birkaç arkadaşımdan başka zerre tanıdığım yoktu. Network yapmayı beceremiyordum, ayak üstü sohbetleri bile sevmezdim (hala da sevmem). Şevkim kırılmıştı. Anca tanıdıklardan gelen 1–2 freelance denemesinden sonra bu freelance işi bana göre değil diyerek vazgeçtim. Zamanla aramadığım halde işler kendiliğinden gelmeye başladı, ama bu bekleyiş benim 10 senemi aldı.
Siz de keriz gibi 10 sene beklemeyin diye başarılı freelancer arkadaşlarımdan gördüğüm, okumalarımdan, araştırmalarımdan öğrendiğim, kendimin de zaman içerisinde deneyip başarılı olduğunu kendimce ispatladığım birkaç şeyi paylaşmak istedim.
1) Dijitalde görünür ol
Gerek bu işlere yeni atılıyor olun, gerekse yıllardır bu işi yapıyor olun. Bilinmek, tanınmak ve hatırlanmak için sürekli “ben buradayım” demenin bir yolunu bulun.
Bol bol içerik üretin
Ürettiğiniz içeriklerle birilerinin sizi merak etmesini sağlayın.
Bu insanlar sizi hiç tanımayan birileri de olabilir, sizi tanıdığını zannedip aslında isminiz, hayal meyal suretiniz ve titriniz dışında hakkınızda çok da bir fikri olmayan insanlar da. Hatta sizi gerçekten tanıyan insanlar bile yaptığınız iş, iş yapış şekliniz, yaklaşımınız, değerleriniz hakkında fikir sahibi olmayabilir.
Ben endüstri mühendisliği okudum. Annem, babam, ablam… Hiçbiri ne okuduğumu tam olarak anlamadı. İşsiz kalmadı, herhalde iyi bir şey deyip çok da sorgulamadılar. Akrabalarım endüstri meslek okuyorum zannedip “Öğretmen olamadı herhalde, yazık, o kadar da okudu” diye düşündü. Üstüne bir de kullanıcı deneyimi tasarımcısı olunca ne iş yaptığımı anlamaları iyice zorlaştı.
Sadece onlar değil, çoğu zaman ofiste yan yana çalıştığım insanlar bile “Sen banner tasarlıyor muydun?” diye sordular. “Sen tam olarak n’apıyorsun?” diyen o kadar çok iş arkadaşım oldu ki şimdiye kadar. Ya da tam tersi, sadece yaptığım işi bilip, benim kim olduğum hakkında zerre fikri olmayan pek çok iş arkadaşım oldu.
Sizi iş ortamlarından tanıyan insanlara “Kimmiş bu ya?” dedirtecek, arkadaş, aile ortamlarından tanıyan birine “Ne iş yapıyor acaba?” dedirtecek içerikler üretin.
Formatı tamamen keyfinize kalmış. Yazmayı seviyorsanız yazın, konuşmayı seviyorsanız podcast çekin, güzelliğinizi sergilemek isterseniz Youtube kanalı açın, çizmeyi seviyorsanız çizin.
Bildiklerinizi anlatın, deneyimlerinizi anlatın, doğru ya da yanlış yaptığınız şeyleri anlatın… Ama kendinizi, kendi dilinizle anlatın.
“Başkası olma kendin ol, böyle çok daha güzelsin.”
Tarkan Tevetoğlu / Sezen Aksu
Online bir portfolyonuz olsun
Yazdınız, çizdiniz. Ne’gzel.
İnsanlar sizi, kim olduğunuzu, işlerinizi merak etmeye başladı, hatta sizinle beraber proje yapmayı bile düşünüyorlar. Ala!
Bu güzel insanların size soracağı ilk soru “Portfolyonu paylaşabilir misin?” olacak. Benim gibi “Ya benim portfolyom yok / güncel değil” deyip iş kaçırmak istemiyorsanız köşede bir portfolyonuz olsun ve mümkünse sürekli güncel tutun.
Özellikle Dribbble, Behance gibi platformlarda tasarımlarınızı paylaşın. Gerçek projeler olmasına gerek de yok, uydurun, var olanı yeniden tasarlayın, hiç olmayan bir ürünü sıfırdan hayal edin… Sıfır yetenekle, sadece trend olan tasarımlara bakıp, aynısının lacivertini tasarlayarak yurt dışından sayısız iş düşürenleri gördü bu gözler.
“Fake it till you make it.” Anonim
Konuşun, yorum yapın, paylaşın
İnsanlar isminizi duydu, tanıdı, işlerinizi gördü, vay süpermiş bir ara kesin seninle bir proje yapalım dedi. Yetiyor mu? Tabi ki yetmiyor.
O kutlu gün geldiğinde insanların ilk sizi akıllarına getirmelerini sağlamak gerekiyor. Bunun içinse öncelikle sizi unutmamaları “Biri vardı, o arkadaşın adı neydi yaa, n’oldu ona” dedirtmemek gerekiyor. Bunun içinde bir şekilde üreterek, paylaşarak ya da en azından iletişim ağının içerisinde kalarak varlığınızı sürekli hatırlatmak gerekiyor.
Bu sadece kendi işlerinizden bahsetmek, sürekli kendinizi paylaşmak da olmamalı. Bir yandan başkalarının ürettikleri ile de ilgilenin, destekleyin, eleştirin, paylaşın… Sadece kendi ürettiklerinize odaklanırsanız, sürekli kendisinden bahseden, ama karşısındakini hiç dinlemeyen gıcık bir insan olursunuz.
2) Gerçek hayatta görünür ol
Online platformlar her ne kadar tanımadığımız insanlara erişmemizi kolaylaştırsa ya da mevcut iletişimlerimizin sürekliliğini sağlasa da, en sağlam ilişkiler gerçek ortamlarda temelleri atılan ilişkilerdir.
Bir bilene danışın
Mümkün olduğunca birilerine danışın, samimi olmayabilirsiniz, az tanıyor olabilirsiniz, hatta hiç tanımıyor bile olabilirsiniz. Aklına fikrine güvendiğiniz insanlardan görüş almak her zaman iyidir. Bir kahve eşliğinde sohbet etmeyi talep edin, istemezse, hiçbir şey kaybetmezsiniz. Ancak bilgi ve birikimini sizinle paylaşmayı kabul ederse hayatta zorluklar çekerek öğrenmeniz gereken pek çok bilgiye çok daha kolay erişebilirsiniz.
Sizin gibi insanları bulun
Benzer süreçlerden geçmiş ya da hal-i hazırda geçmekte olan insanları bulun. Yaşadığınız problemleri yaşayan yüzlerce, binlerce insan var. Benzer süreçlerden geçiyorlar, benzer zorlukları yaşıyorlar. Onlar bu zorlukların üstesinden nasıl geliyor? Siz nasıl geliyorsunuz? Birbirinize yardım edebileceğiniz noktaları bulun. Hiçbir şey olmasa, birbirine destek olmak bile çok önemlidir.
Sizin gibi olmayan insanları bulun
Eğer bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız, ya da aynı çemberin içinde kısılıp kaldıysanız farklı işler yapan insanlarla sohbet etmek çok iyi gelecektir. Sadece tasarımcılarla arkadaşlık eden tasarımcıdan hayır gelmez. Bir süre sonra birbirine gaz vermek, pohpohlamak ve aynı zehri aranızda döndürüp durmaktan başka hiçbir işe yaramaz. İşinizin tamamlayıcısı olan bölümlerden insanlarla sohbet edin, onların çektikleri zorlukları anlamaya çalışın, onların işlerini anlamaya çalışın. Siz onların hayatını kolaylaştırmak için ne yapabilirsiniz? Siz ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Etkinliklere katılın
Seminer, konferans, ev partisi, piknik… Ne olursa. Açıkçası bu konuda hiç iyi değilim. Ama yapanları görüyorum. Hele böyle gittiği yerde birileriyle tanışan, sohbet eden, sonra bu insanlarla ilişkilerini geliştiren insanlar görüyorum. Çok acayip. Benim bir insanla kaynaşmam 6 ay falan sürüyor herhalde.
3) İyi ilişkiler geliştir (recommended)
Tanıdığınız insanların kıymetini bilin
Geçtiğimiz 10 sene içerisinde farklı farklı şirketlerde görev aldım, pek çok yönetici, analist, pazarlamacı, tasarımcı, developer, tester, ürün ve proje yöneticisi ile birlikte çalıştım.
Bir noktadan sonra tüm network beceriksizliğime rağmen farkına bile varmadan kendiliğinden doğal bir networküm olmuştu. Habitat desem daha doğru belki de.
Şimdiye kadar (Vodafone hariç) çalıştığım tüm iş yerlerine, orada çalışan, daha öncesinde beraber çalıştığım insanların referansları ile girdim. Aldığım tüm freelance işler arkadaşlarımdan geldi. Şimdiye kadar hiç tanımadığım birileriyle direkt iletişime geçip proje yapmadım, daha doğrusu gerek olmadı.
Bunu bir başarı olarak anlatmıyorum. Ben Türkiye’nin en iyi UX tasarımcısı değilim. Mükemmel tasarımlarım yok. Akışlar ve süreçler konusunda titiz olsam da UI tasarım tarafında pek çok eksiğim var. Peki neden?
Güvenilir bir ekip arkadaşı olun
Açıkçası geniş bir çevrem olduğunu söyleyemem. Yüzeysel ilişkilerden uzak durmaya çalışırım. Arkadaşlarımla yakın ve derin ilişkiler kurmayı severim, bu nedenle de arkadaş edinmem biraz uzun sürer. Ama gerçekten arkadaş olduktan sonra da sağlam bir arkadaş olduğumu söyleyebilirim.
İşte ise iyi bir takım arkadaşıyım diyebilirim. Çalışmayı insanlara ızdırap haline getirmem. Anlaşmazlık varsa oluruna bakarım, karşımdaki insanın tavrına göre uzlaşmacı sayılırım, gerekirse önemli olan şeyler için savaşırım. Business kısıtlarını ve teknik kısıtları yok saymam. Her şeyin ideal olduğu bir hayal dünyasında yaşamam… Yani ilk aklıma gelenler bunlar. Ya da bambaşka sebepleri vardır bilmiyorum, ne bileyim az mı para istiyorum n’apıyorum. Ama özetle, benimle çalışan insanlar bana, yaptığım işe, sözlerime güvenirler. Onları en zorlu koşullarda bile yarı yolda bırakmayacağımı bilirler.
Dünyanın en iyi tasarımcısı olabilirsiniz, ya da kendinizi öyle zannediyor olabilirsiniz, ama insanlara kötü davranıyorsanız, saygısız, bencil, kibirliyseniz, işleriniz yürüsün diye ya da kendinizi yüceltmek için yalan söylüyorsanız, ekip çalışmasını beceremiyor, işinize gelmeyince çekip gidebiliyorsanız, sürekli kendinizi düşünüyor, arkadaşlarınızı ezmeye çalışıyorsanız, sahip olduğunuz bilgiyi paylaşmak yerine bunu başkalarını hor görmek için kullanıyorsanız… İsterseniz kainatın en iyi tasarımcısı olun, kimse sizinle bir daha çalışmak istemeyecektir (Ha bu özellikler bazen yükselmek için epey faydalı olabilir, orasına bir şey diyemem).
Kendinize güzel insanlarla dolu bir habitat kurun
Sevdiğim bir yazar olan Austin Kleon’un Show Your Work kitabında bahsettiği bir kavram vardı: scenius. Yani iyi işler ortaya koymak istiyorsak, bunu köşemize kapanıp tek başımıza yapamayız, kendimize “güzel” insanlardan oluşan bir habitat oluşturmalı ve onlardan beslenmeliyiz.
… great ideas are often birthed by a group of creative individuals … who make up an “ecology of talent.”… good work isn’t created in a vacuum, and that creativity is always, in some sense, a collaboration, the result of a mind connected to other minds… Being a valuable part of a scenius is not necessarily about how smart or talented you are, but about what you have to contribute — the ideas you share, the quality of the connections you make, and the conversations you start.
Austin Kleon, Show Your Work
Dürüst olmak gerekirse network konusunda başarılı bir insan olduğumu söyleyemem. Hatta networküm var mı ondan bile emin değilim. İnsan sevmem, tanımadığım insanlara karşı soğuk ve mesafeli bir mizacım vardır. Ama insanları anlamayı seviyorum. Problemlerini çözmeyi, yardımcı olmayı seviyorum. Hayatı kolaylaştırmayı seviyorum.
Benim gibi düşünen insanlar bulunca da çok mutlu oluyorum. Sevdiğim bu güzel insanları kendi küçük dünyamda tutmaya çabalıyorum. Sevmediklerimi de mümkün oldukça dışarıda tutmaya gayret ediyorum. “Aman yarın bir gün faydası dokunur” deyip de hazzetmediğim insanlarla laubali olmuyorum, keza böyle insandan hayır geleceğine de inanmıyorum.
Minik habitatımda benimle yeşeren herkese çok teşekkür ederim.
Genius is an egosystem, scenius is an ecosystem.
Austin Kleon, Show Your Work






