Size de oluyor mu bilmem ama ben ne zaman LinkedIn’i açsam ufak kaygı atakları geçiriyordum.
Zaten ekonomik durgunluk dönemlerinde freelance bir iş sahibi olmak yeterince stresli değilmiş gibi, bir de tüm o “Bugün AI ile bunu yaptım.”, “Şunu agenta bağladım.”, “Dün X vardı, bugün Y geldi ama çok da alışmayın yarın Z çıkacak.” paylaşımlarını görünce insan ister istemez düşünüyor:
“Acaba geride mi kalıyorum?”
Sonra o lanet döngü başlıyor.
Ha gayret biraz yetişmeye çalış.
“Tamam galiba yakaladım.” diye sevin.
Hoop, üç gün sonra yepyeni bir şey çıksın.
Başa dön.
Hâl böyle olunca bir süre sonra insanda bir yılgınlık da başlıyor. Derken çok basit bir başarısızlık bana beklemediğim bir farkındalık yaşattı.
Nerdeyse bakkal amcadan bile şunu agenta yaptırıyorum bunu agenta yaptırıyorum ötekini otomatize ettim lafları duyunca ben de heves ettim.
Tam da o dönemlerde aklıma her ay yaptığım muhasebe işi geldi. Ay boyunca gelen faturaları farklı maillerden indiriyorum, isimlendiriyorum, fişleri düzenliyorum, Drive’a yüklüyorum... Daha önce de bir arkadaşım “Bunu neden manuel yapıyorsun? Bunun için platformlar var.” demişti.
Ama açıkçası hiç rahatsız olmuyordum. Hatta biraz da seviyordum. Bu sefer düşündüm. “Belki de bu benim otomatize etmem gereken süreçtir.”
Oturup yapay zekâya sordum, birkaç alternatif önerdi. İhtiyaçlarımı biraz daha anlattım. Konuştuk. En sonunda AI bana dönüp (kabaca) şunu söyledi:
“Bunun için agent falan kurmana gerek yok. Mac Shortcuts ile çöz gitsin.”
Yapay zekâyı kendisini kullanmamaya ikna etme noktasına nasıl geldim bilmiyorum. Ama bunu da insanlığın küçük zaferlerinden biri sayabiliriz sanırım. 😄
Shortcuts’a baktım. Biraz kurcaladım. Sonra da kapattım.
Çünkü bütün süreci oturtmaya çalışmak, o işi ayda bir kez oturup yapmaktan daha uzun sürecekti. Ayrıca ne yalan söyleyeyim Shortcuts’a yaptırmak agenta yaptırmak kadar havalı gelmiyordu kulağa.
Hem ben o sırada sadece faturaları düzenlemiyorum ki. Maillerimi temizliyor, harcamalarımı gözden geçiriyor, eksik faturaları fark ediyor, vergi ve Bağkur kontrollerimi yapıyorum. Yani o seans benim için sadece “dosya düzenleme” işi değil, kendi finansal durumumu baştan sona gözden geçirdiğim küçük bir aylık kontrol ritüeli. Üstelik dürüst olmak gerekirse ara ara böyle fazla beyin gerektirmeyen, düzenleme işleri yapmayı da seviyorum.
Hatta muhasebecim bir gün bana, “Tuğba Hanım, inanır mısınız sizin kadar düzenli arşiv tutan başka müşterim yok.” demişti. O aferini aldıktan sonra insanın otomasyon yapası da çok gelmiyor. 😄
Sonuç olarak bizim otomasyon işi yalan oldu.
Başta biraz üzülür gibi oldum, sonra kendimi şöyle düşünürken yakaladım.
“Keşke benim de verimsiz ve tekrarlayan süreçlerim olsaydı.”
...
Bir dakika!
Başta size alakasız gibi gelecek ama öğretisi aynı olan bir anımı anlatmak istiyorum (valla alakalı, hele bir sonuna kadar bekleyin).
Biz çocukken her yaz kaplıcaya giderdik.
Bir gün annem, kaplıcada keselenirken üzerinden öbek öbek kir çıkan teyzelerden heves edip eve bir hamam kesesi aldı. Hani şu zımpara kağıdı gibi bir kumaştan olan eldiven gibi şey. İlk deneme de benim üzerimde yapıldı. Annem zaten çocuk yıkarken aşırı sıcak suyu ve kaba kuvveti seven bir insandı. Bir de eline o kese geçince...
“Kir çıkacak!” hırsıyla beni öyle bir çitiledi ki bütün derim soyuldu. Ama bir türlü kir çıkmıyordu. Sonra anladı.
Çünkü ben temizdim.
Kir çıkmıyordu çünkü çıkacak kir yoktu.
Maharet kesede değildi.
O teyzeler pisti. 😄
Ben de benzer bir aydınlanmayı tam o gün yaşadım. Belki de otomatize edecek kadar büyük bir problemim yoktu. Ya da vardıysa bile beni rahatsız etmiyordu. Daha da önemlisi, hızlanmaya gerçekten ihtiyacım yoktu. Bu yüzden bir türlü motive olamıyordum.
O gün LinkedIn’de gördüğüm bütün o “şu süreci otomatize ettik”, “şu akışı hızlandırdık” paylaşımlarına da başka gözle bakmaya başladım.
Çünkü onların dünyasıyla benim dünyam aynı değildi. Ben farklı müşterilerle çalışan tek kişilik bir freelance tasarımcıydım; onlar ise bazen onlarca kişinin birlikte çalıştığı tek bir ürüne odaklı ekiplerden bahsediyordu. Aynı araçları kullanıyor olsak bile ihtiyaçlarımız farklıydı. Dolayısıyla yapay zekâyı aynı şekilde kullanmamız da gerekmiyordu.
Şu an bu farkındalığa sahip olduktan sonra aslında çok basit geliyor ve o an nasıl bunu düşünemediğime inanamıyorum. Belki şu an vardığım sonuç da yanlış ama en azından şimdilik mantıklı geliyor.
Benim müşterilerime sunduğum değer de, çalışma biçimim de, beni diğer tasarımcılardan ayıran taraflar da farklı. Dolayısıyla yapay zekâyı kullanma biçimimin de farklı olması kadar doğal bir şey yok.
O gün kendimde eksik aramayı, başkaları gibi kullanmadığım için suçluluk hissetmeyi bıraktım. Artık “AI’ı şöyle kullanmalısınız”, “Herkes bunu yapmalı.” gibi kesin ifadelere biraz daha mesafeli yaklaşıyorum. Çünkü bunlar ancak onları söyleyen kişinin işi, hedefi ve çalışma biçimi kadar doğru olabilir.
Onun yerine başka bir soru sormaya başladım...
Ben, Tuğba olarak, yapay zekâdan en doğru şekilde nasıl faydalanabilirim?
Çünkü bu sorunun cevabını ChatGPT bilmiyor.
LinkedIn bilmiyor.
Agent videoları bilmiyor.
Sadece ben bilebilirim.
Çünkü kimse ben değil.






Yapay zeka Gen-Z junior'lar gibi. Net komut veriyorsun anlamıyorlar, düzgün iş yapamıyorlar. Sonra "şöyle şöyle demiştim ya hani, neden böyle yaptın?" deyince "Çok haklısınız, hemen düzeltiyorum" diyor ama düzeltemiyorlar, sonra sen yine oturup kendin sıfırdan yapıyorsun.
💙